
sensiz kalmaktan böylesi korkuyormuşum meğersem!
belki de hep var olacağını düşündüğümden hiç yaşamamışım bu korkuyu.
evlerden terliksiz, kapı pencere öyle açık çıkıp da bir ambulansa atlayıp paldır küldür hastane de almak soluğu..
bitmeyen serumlar ve oksijen takviyesi..
uyurken, uyuyabildiğin o kısa anlar- nefes alışını kontrol etmek nöbetleşe, annemle..
gözlerini görmesem daha az ağlarım diye düşünmek saçmalığı..
şimdi aklıma sana telefon almaya gideceğimiz gün, masama bıraktığın not geldi.
'' uyandığında ara, öğretmenevine gidiyorum, bana telefon bakmaya gidelim. baban''.
aslında 'bakkala gidiyorum' gibi basit bir not işte ama nedense gözyaşlarına boğmuştu beni, şimdiki gibi.
daha iyi bir iletişimimiz olsaydı da neler hisseetiğini kısa cümlelerinden çıkartmak zorunda kalmasaydım.
yani benim anladığımı değil de direk senin anlattığını, senin cümlelerinle yazabilseydim.
lakin genele baktığında çok başarılı bir baba-kız olamadık. sana bu kadar benzemesem, belki iletişimimiz daha iyi olabilirdi.
öyle çok canımızı yaktık ki, öyle çok ağladık ve incittik ki..
uzaktan sevmelerimiz, senin sevgini gösterememe halin de bile çok esaslı oldu; birbirimize hasret kaldık..
'an'lar önemlidir, ayrıntılar orada olur hani ya, bizim 'an'larımız zamanlarımıza göre paha biçilmezdi.
bencilliğimiz kendimizi çok sevmekten değil, daha az zarar vermekten, bilirim.
dahil etmek; insalcıllıktan, annemin deyimiyle ''yedi kralla barışık olmak''tan ama hep kazık yiyerek sonunda.
papatyaları almasaydım da, ilk uçakla, o ilk gün gelseydim yanına 'sakın gelme, gelmeyeceksin' demene karşın.
sözünü gene dinlemeseydim de.
keşke içerdiğinden değil, belki o zaman kader başka işlerdi diye istiyorum bunları..
keşkeye düşersek, ilk söyleyeceğim: bu kadar içine atmasaydın ne olurdu?
keşkeleri sevmezsin sen!
annen ya da baban olabilmek istedim,
seninle 50 sene geçirmiş olmanın, senin çocukluğunu, başarını ve başarısızlıklarını görmenin ne tatlı olduğunu düşünerek.
bıyıklı sakallı halini özledim.
göbeğin olsa da yatsam..
çok ağırsın diye söylenerek, kaldırsan beni, buna gücün olsa..
bir daha seni saçlı, sakllı bıyıklı ya da göbekli göremeyebilirim. bu ihtimalin çok yakın olmasıyla her şey çok gerçek.
yoksa bir arabada çarpabilir insana evet!
böyle olması çok yakın, kabullenememek, bire bin düşünmek bundan.
kabullenemesem de 'umut, umut, umut varsın, oradasın' desem de,
günden güne safi bir çift göz kalışını seyretmek, hiçbir şeye, hiç kimseye bir değer katmıyor, bir anlam yüklemiyor..
bak, artık bir sahil kasabasındayız!
senelerdir hayalini kurduğumuz yer, ev..
birlikteyiz! sen, ben ve annem..
ağlarımız ve teknemiz de hazır, neden balığa gitmiyoruz?
bisikletlerimiz hazır, selesi yenilendi, zinciri yağlandı, sepet bile taktırdım önüne, neden kapışmıyoruz?
çatıya mangalı çıkardım, fava bile yaptım. annem patlıcan da közlemiş; geliyor musun?
sabah kimsecikler yokken, girelim hadi denize, uyan artık!
benimle kal, bizimle kal.
ölme, ne olur, ne olur!
---------------------------------------------------
demiştim 17 eylül'de, uykusuzluğun ikinci sabaha vardığı günde. olmasından çok korktuğum için söyleyememiştim bir cümlesini bile kimseye..
16 gün sonra yanımızdan planladığın, lakin bizim için çok plansız olarak ayrılcağını hiçbirimiz bilemezdik.
Bilseydik ne olacaktı?
hiçbir hisse karşılık değil bu. hiçlik değil, hissizlik hiç değil.
sadece her şeyin ne denli değersiz olduğu hakikati.
telefonu bile sevdim. tuşlarında parmak izlerin var.
fotoğraflar bu denli incitir miydi? yattığın yastıkları ne yapayım?
nefes alışımı zorlaştırıp, kalbimi deli gibi çarptıransa; bir daha asla sesini duyup, sana dokunamayacağım olması.
ölüm: hep erkendir. ama insan asla alıştıramıyormuş kendini. nefesinle, hep umudum varmış.
tek dileğim, ruhun artık sende değilken suratındaki gülümseme gibi şimdi de beni görüp, annemi görüp yine bize gülümsüyor olman, ağlarken ben, her ağlayışımdaki gibi pek çok kızıyor olman.
tek avuntum, artık acıların senle değil.
tek halinle hep gözlerimin önündesin şimdi: -böyle bir fotoğraf yok lakin olsa böyle olurdu-
elinden tuttuğum, sıkı tutmuyorsun diye kızdığım, çok uzun yollar yürüdüğümüz ve bir yandan yukarıya, sana bakarken ve sen de bana, beyaz külotlu çoraplı, iki melikli, süt dişli kızınım.
oradayım, sen de..
oradasın. buradasın.
hiçbiri! bendesin.
belki de hep var olacağını düşündüğümden hiç yaşamamışım bu korkuyu.
evlerden terliksiz, kapı pencere öyle açık çıkıp da bir ambulansa atlayıp paldır küldür hastane de almak soluğu..
bitmeyen serumlar ve oksijen takviyesi..
uyurken, uyuyabildiğin o kısa anlar- nefes alışını kontrol etmek nöbetleşe, annemle..
gözlerini görmesem daha az ağlarım diye düşünmek saçmalığı..
şimdi aklıma sana telefon almaya gideceğimiz gün, masama bıraktığın not geldi.
'' uyandığında ara, öğretmenevine gidiyorum, bana telefon bakmaya gidelim. baban''.
aslında 'bakkala gidiyorum' gibi basit bir not işte ama nedense gözyaşlarına boğmuştu beni, şimdiki gibi.
daha iyi bir iletişimimiz olsaydı da neler hisseetiğini kısa cümlelerinden çıkartmak zorunda kalmasaydım.
yani benim anladığımı değil de direk senin anlattığını, senin cümlelerinle yazabilseydim.
lakin genele baktığında çok başarılı bir baba-kız olamadık. sana bu kadar benzemesem, belki iletişimimiz daha iyi olabilirdi.
öyle çok canımızı yaktık ki, öyle çok ağladık ve incittik ki..
uzaktan sevmelerimiz, senin sevgini gösterememe halin de bile çok esaslı oldu; birbirimize hasret kaldık..
'an'lar önemlidir, ayrıntılar orada olur hani ya, bizim 'an'larımız zamanlarımıza göre paha biçilmezdi.
bencilliğimiz kendimizi çok sevmekten değil, daha az zarar vermekten, bilirim.
dahil etmek; insalcıllıktan, annemin deyimiyle ''yedi kralla barışık olmak''tan ama hep kazık yiyerek sonunda.
papatyaları almasaydım da, ilk uçakla, o ilk gün gelseydim yanına 'sakın gelme, gelmeyeceksin' demene karşın.
sözünü gene dinlemeseydim de.
keşke içerdiğinden değil, belki o zaman kader başka işlerdi diye istiyorum bunları..
keşkeye düşersek, ilk söyleyeceğim: bu kadar içine atmasaydın ne olurdu?
keşkeleri sevmezsin sen!
annen ya da baban olabilmek istedim,
seninle 50 sene geçirmiş olmanın, senin çocukluğunu, başarını ve başarısızlıklarını görmenin ne tatlı olduğunu düşünerek.
bıyıklı sakallı halini özledim.
göbeğin olsa da yatsam..
çok ağırsın diye söylenerek, kaldırsan beni, buna gücün olsa..
bir daha seni saçlı, sakllı bıyıklı ya da göbekli göremeyebilirim. bu ihtimalin çok yakın olmasıyla her şey çok gerçek.
yoksa bir arabada çarpabilir insana evet!
böyle olması çok yakın, kabullenememek, bire bin düşünmek bundan.
kabullenemesem de 'umut, umut, umut varsın, oradasın' desem de,
günden güne safi bir çift göz kalışını seyretmek, hiçbir şeye, hiç kimseye bir değer katmıyor, bir anlam yüklemiyor..
bak, artık bir sahil kasabasındayız!
senelerdir hayalini kurduğumuz yer, ev..
birlikteyiz! sen, ben ve annem..
ağlarımız ve teknemiz de hazır, neden balığa gitmiyoruz?
bisikletlerimiz hazır, selesi yenilendi, zinciri yağlandı, sepet bile taktırdım önüne, neden kapışmıyoruz?
çatıya mangalı çıkardım, fava bile yaptım. annem patlıcan da közlemiş; geliyor musun?
sabah kimsecikler yokken, girelim hadi denize, uyan artık!
benimle kal, bizimle kal.
ölme, ne olur, ne olur!
---------------------------------------------------
demiştim 17 eylül'de, uykusuzluğun ikinci sabaha vardığı günde. olmasından çok korktuğum için söyleyememiştim bir cümlesini bile kimseye..
16 gün sonra yanımızdan planladığın, lakin bizim için çok plansız olarak ayrılcağını hiçbirimiz bilemezdik.
Bilseydik ne olacaktı?
hiçbir hisse karşılık değil bu. hiçlik değil, hissizlik hiç değil.
sadece her şeyin ne denli değersiz olduğu hakikati.
telefonu bile sevdim. tuşlarında parmak izlerin var.
fotoğraflar bu denli incitir miydi? yattığın yastıkları ne yapayım?
nefes alışımı zorlaştırıp, kalbimi deli gibi çarptıransa; bir daha asla sesini duyup, sana dokunamayacağım olması.
ölüm: hep erkendir. ama insan asla alıştıramıyormuş kendini. nefesinle, hep umudum varmış.
tek dileğim, ruhun artık sende değilken suratındaki gülümseme gibi şimdi de beni görüp, annemi görüp yine bize gülümsüyor olman, ağlarken ben, her ağlayışımdaki gibi pek çok kızıyor olman.
tek avuntum, artık acıların senle değil.
tek halinle hep gözlerimin önündesin şimdi: -böyle bir fotoğraf yok lakin olsa böyle olurdu-
elinden tuttuğum, sıkı tutmuyorsun diye kızdığım, çok uzun yollar yürüdüğümüz ve bir yandan yukarıya, sana bakarken ve sen de bana, beyaz külotlu çoraplı, iki melikli, süt dişli kızınım.
oradayım, sen de..
oradasın. buradasın.
hiçbiri! bendesin.
babamsın!




